Topal Osman Paşa

Topal Osman Paşa, (d. 1663? Mora – ö. 1733, Kerkük), I. Mahmut saltanatında 21 Eylül 1731 – 12 Mart 1732 tarihleri arasında altı ay iki gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.


Hayatı

Mora‘da yerleşik bir Türk ailesindendir. Babasi Konya asıllı ama Mora’ya yerleşmiş olan Bekir Ağa’dır.[1]İstanbul‘a gelince sarayda koz bekçileri ocağına kaydedilmiş bir süre hizmet verdikten sonra pandolbaşı olarak saray bahçelerinde görev yapmıştır. [2] 21 yaşında padişah emriyle denizden Mısır‘a gitmekkte iken Mısır sahili açıklarinda bir İspanyolkorsan gemisi tarafından esir edilerek Malta‘ya götürülmüştür. Bu arada bacağıgndan yaralanmış hayatinin sonuna kadar kötürüm kalmis ve lakabi “topal” olmuştur. Fidyesi ödendikten sonra, Malta liman komutani bir Fransiz’in himmetiyle, bir Fransız gemisiyle Dimyat‘a götürülüp serbest bırakılmıştir [3]

1711’de Prut Savaşı‘ne katılmıştır. 1714’de Mora‘da Martalosbaşılık yapmış; 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı‘nda Mora’nın Venediklilerden geri alınması savaşında başarılı hizmet görmüştür. Mora seferinde Korent şehirine yapılan taarruzu yönetmiştir. 1715’te beylerbeyi olarak Turhala mutasarrıflığına; 1716’da Mora Seraskerliğine tayin oldu. Avusturya ve Venedik ile devam eden savaşta bir Venedik fırkateynini mürettebatıyla esir aldığı için Preveze ve Dubnice tarafları da idaresine verildi. 1718’de İnebahtı muhafızlığına getirildi. 1718 Pasarofça Antlaşması’ndan sonra Mart 1718 Bosna Valisi, ardından İnebahtı Muhafızlığı , 1721’de Rumeli Valisi, Ağustos/Eylül 1727’de tekrar Bosna valisi; Ocak-Şubat 1728’de Vıdın valisi yapıldı.[2] 1731’e kadar Arnavutluk ve Selanik‘i kaza kaza gezerek eşkıya teftişi de yaptı.

21 Eylül 1731‘de İstanbul‘a gelerek mühr-i humayunu teslim aldı. 5 ay gibi kısa bir süre sadrazamlık yaptı. Bu sadrazamlık sırasında 1730-1732 Osmanlı-İran Savaşı‘nda Osmanlı ordusu üstünlük kazanmaya başladı. Ocak 1732’de Safeviye saltanatından Tahmasp Şah’ın idaresinde bulunan İran’la Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı.

Sadâretinde narh hususunda gayetle dikkat etmiştir.

Aynı dönemde Fransız asıllı Comte de Bonneval Ahmet adını alarak din değiştirmiş ve İstanbul’a getirtilerek surat topçusu, humbaracı ocağının reformuma görevlendirilmiştir. 12 Mart 1732’de Topal Osman Paşa yaklaşık 68 yaşında iken ihtiyarlığı ve halsizliğinden dolayı istifa etti.[1]

O yıl Trabzon Valiliği’ne atandı. Ocak 1732 Ahmet Paşa Antlaşması ne Osmanlıları ne de İranlıları memnun etmemişti. 1733’te İran’da Tahmasp’in Safaviye saltanatını temin etmiş olan “Tahmasp Kulu Han” yani Nadi Han bu antlaşmadan hoşlanmamıştı. Afganlarla yaptığı savaştan İsfahan‘a geri dönüp Şah Tahmasp’i İran tahtından indirip İran’da iktidarı tamamen ele geçirdi. Nadir Han Osmanlı Bağdat valisi olan Ahmet Paşa’ya bir mektupla Ahmet Paşa Antlaşması‘nı kabul etmediğini ve Osmanlı-İran savaşının devam ettiğini bildirdi. Osmanlı Devleti hemen harekete geçti ve 1735-1736 Osmanlı-İran Savaşı başladı. [4]

Nadir Han Kerkük üzerinden Bağdad’a yürümeye başladı ve 100.000 kişilik bir ordu ile Bağdad önüne geldi. Irak cephesi seraskeri olan Bağdad valisi Ahmed Paşa idi ve Bağdad ‘da kuşatma altında kalınca bu cephe serdarlığını yapamaz oldu. Bunun için Osmanlı Bağdad kuşatmasını kırmak için 1735’de Erzurum Valisi olan Topal Osman Paşa Tiflismuhafızı tayin edildi ve İran seraskeri yapıldı. Topal Osman Paşa 100.000 kişilik bir Osmanlı ordusuyla güneye inip Kerkük’ü geçip Samerar adlı bir mevkide İran ordusuna yaklaştı. Nadir Han Bağdad etrafında 12.000 kişilik bir birlik bırakarak 70.000 kadar büyük bir ordu ile Topal Osman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu karşılamaya koyuldu. 20 Temmuz 1633’de Bağdad’a yürüyüşle 12 saat uzaklıkta Docum (Düleyicik) mevkinde iki ordu “Docum Muharebesi”‘ne girişti. 9 saat süren bir savaştan sonra Topal Osman Paşa ve Osmanlı ordusu galip geldi. İranlı Nadir Han yaralı olarak kaçmayı başardı. Osmanlı ordusu büyük miktarda İran savaş levazimatı eline geçirdi. Bağdad’ı 6-7 ay kuşatan İran birlikleri de çekilmeye zorlandılar ve de Bağdad kuşatmadan kurtarıldı. [4]

Bağdad’ın kurtarılmasından sonra Ahmed Paşa İran seraskerliğini kabul etmedi. Topal Osman Paşa İran seraskeri ve Ahned Paşa’da Bağdad valisi kaldı. Topal Osman Paşa hasta idi seraskerlikten affını istedi. Kasım sonunda Sultan I. Mahmud onu takdir eden fermanlarr yollayarak seraskerlikte devam etmesini sağladı.[4]

Nadir Han “Docum Muharebesi”‘nde mağlup olmuş; büyük zayiat vermiş ve Hamedan’a çekilmişti. Fakat savaşdan vazgeçmemişti. Önce Musul tarsfina bir taaruz yoklaması yaptı. Sonra güya barış müzakereleri için haberler gönderdi. Ama yeni bir hücuma hazırlığa devam etti. [4]

Osmanlı ordusu ilkbaharda yeniden toplanmak üzere terhisler yapmış zayıf ve dağınık halde Kerkük önlerinde bir ordugahta bulunmakta idi. Nadir Han bunu fırsat bilerek Kerkük önünde dağınık halde kampta bulunan Osmanlı ordusuna bir baskın taaruza geçti. Kasım 1733’de yapılan “Kerkük Muharebesi”‘nde Osmanlı güçleri bozuldu. Osmanlı İran seraskeri bu muharebede savaşarak şehit oldu. [4]

Onu öldüren İranlı Allahyar Beig Geraylı adlı komutan paşanın başını kesip Nadir Şah’a sundu. Cenazesi Kerkük’te bulunan İmam Kasım Camii mezarlığındaki türbesinde gömülüdür.[1]


Eserleri

Kaynaklarda Topal Osman Paşa’nın Mora‘da Tripoliçe şehrinde çarşı içinde bir camii yaptırdığını bildirirler.


Değerlendirme

Sicill-i Osmani onu şöyle değerlendirir:[2]

Görüş sahibi, tedbirli, cesur ve yiğitti.

Osmanlılar Ansiklopedisi onu “tedbirli bir vezir” olarak görmektedir.


Kaynakça

  1. ^ a b c <Yaşaroğlu, Kamil “Osman Paşa (Topal)” (1999) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.414 ISBN:975-08-0072-9
  2. ^ a b c Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.III s.428 [1]
  3. ^ “Topal Othman Pasha” Encyclopedia of Islam C.X. s.554-556
  4. ^ a b c d e Uzunçarsılı, İsmail Hakkı (1995), Osmanlı Tarihi İV. Cilt 1. Kısım:Karlofça Antlaşmasından XVİİİ. Yüzyılın Sonlarına Kadar Ankara:Türk Tarih Kurumu (5. Baskı) ISBN 975-16-0015-4n s.223-226

Dış bağlantılar

  • Buz, Ayhan (2009) ” Osmanlı Sadrazamları”, İstanbul: Neden Kitap, İŞBN 978-975-254-278-5
  • Danışmend, İsmail Hâmi (1971),Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul: Türkiye Yayınevi.
  • Yasaroğlu, Kamil “Osman Paşa (Topal)” (1999) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.414 İŞBN:975-08-0072-9
  • Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları İŞBN:975-333-0383 C.III s.428 [2]
  • “Topal Othman Pasha” Encyclopedia of Islam C.X. s.554-556
Önce gelen:
Kabakulak İbrahim Paşa
Osmanlı Sadrazamı
21 Eylül 1731 – 12 Mart 1732
Sonra gelen:
Hekimoğlu Ali Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Topal_Osman_Pa%C5%9Fa

Kabakulak İbrahim Paşa

Kabakulak İbrahim Paşa I. Mahmut saltanatında, 22 Ocak 1731 – 10 Eylül 1731 tarihleri arasında yedi ay ondokuz gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Kabakulak İbrahim Paşa Patrona Halil ve ekibini tasfiye eden paşa olarak tarihinde yerini almıştır.


Hayatı

Aslen Isparta (Hamit kazası) ili Barla nahiyesindendir.[1]İstanbul’a genç yaşında gelmiştir. Bir iki kapı değiştirdikten sonra Köprülü Fazıl Mustafa Paşa yanında enderun çuhadarı olmuştur. Paşanın 19 Ağustos 1691’de Salankamen Muharebesi‘nde şehit olması üzerine diğer devlet ricali hizmetinde çalışmıştır. Defterdar Damat Mehmet Paşa’nın ricası ile Sadrâzam Çorlulu Ali Paşa tarafından baş mukataacılık görevine tâyin olunmuştur. Bu paşanın sadaret döneminde ona 1716’da Bosna beylerbeyliği görevi verilmiş ise de ama kendi arzusuyla bu görevden istifa ederek yerine Bosna valisi olan Köprülü Numan Paşa‘ya kethüda olmuştur. Onun ölümünden sonra ise Köprülüzâde Abdullah Paşa‘ya kethüdalık etmiştir. Bundan sonra Mısır valisi yapılan Nişancı Mehmet Paşa‘nın ricası üzerine kethüdalıkla onun yanına verilmiştir. Mısır’da isyan edip Mısır valilerini görevden atan kölemen Çerkes Mehmed Bey ile diğer yandaşlarının isyanını bastırmada önemli rol oynamıştır. Nişancı Mehmet Paşa’ya Cidde valiliği verilip onun Mekke‘de ölmesinden sonra İbrahim Ağa İstanbul’a dönmüştür.

Patrona Halil İsyanı ile 30 Eylül 1730’da tahta geçirilmiş olan Sultan I. Mahmut, devlet işlerine devamlı olarak müdahale eden Patrona Halil ve ayaklanmacı avanesini ortadan kaldırmak için planlar yapmaktaydı. Mısır’daki ayaklanma bastırma tecrübesinden dolayısıyla bu hareketi de bastırabileceği bazı dostları tarafından Darüssaade ağası Beşir Ağa’ya ve onun vasıtasıyla padişaha arzedildi. Patrona Halil ve ekibini tasfiye etmek üzere İstanbul’da sarayda Kapıcılar Kethüdalığına getirildi. Kaptan-ı Derya Canım Hoca Mehmet Paşa tarafından hazırlanan bir planı uygulama görevi Kabakulak İbrahim Ağa’ya verildi. Patrona Halil ve ekibinin 25 Kasım 1730’da bir divan toplantısında katlini sağladı.[2]

Bu başarısından dolayı 22 Ocak 1731’de Sadrazamlık görevine getirildi. Kabakulak İbrahim Paşa sadrazamlığa geçtikten hemen sonra 27 Mart 1731’de yeni bir kapıkulu ayaklanması ortaya çıktı. Etmeydanında cebeciler ve yeniçeriler kazan kaldırdılar ve Ağakapısı’nı basmak suretiyle faaliyete geçtiler. Ama harekete geçemeden yolları kesildi. Daha önceki ayaklanmalarda büyük zararlara uğrayan çarşı esnafı ve halk bu ayaklanmaya karşı olarak ayaklamacıları tepelemek isteyerek saray kapısı önüne yığıldı. Sultan I. Mahmut bunların başlarına geçerek Etmaydanı’na gitmek istemekte idi; ama vezirler onu bundan caydırdılar. Sancağ-ı Şerif açılarak bunun altında başta Sadarazam Kabakulak İbrahim Paşa, Kaptan-ı Derya ve Şeyhülislam olarak büyük halk topluluğu Etmeydanı’na yürüdü. Sokak çarpışmaları olmakla beraber ayaklanmacılar dağılmak zorunda kaldılar. Bu ayaklanmadan sonra şehirde işsiz aylak olarak bulunan yüzlerce Arnavut, Boşnak ve Kürt yakalanıp şehirden sürgüne gönderildi. [2]

Yine onun sadareti sırasında ve evvelki isyandan beş ay sonra Ağustos 1731’de Bayezid Camii taraflarında Lazlarla Arnavutların “Bu gece hurucumuz var!” diyerek karakullukçu, terzi ve debbağ esnafı ve işsizlerin katılımıyla başlatılan ayaklanma girişimini de hemen bastırdı. [2]

İbrahim Paşa, kendilerine gücendiği ve husumet ettiği kişilerdan sadareti sırasında intikam almaya başladı. Örneğin, Defterdar Damat Mehmet Paşa’nın oğlu sıkkıevvel defterdarı İzzet Ali Bey’i azil ve sürgün ettirdi. Ama bu aleyhindekilerin birleşmelerine neden oldu. Darüssaade ağası Beşir Ağa sarayda nüfuz kazanıp Sultan I. Mahmud’u etkisi altına almıştı. Sadrazam onun kendi icraatına karışmasından şikayetçi idi ve onu da uzaklaştırmak istedi. Bunun için pâdişahtan yetki fermanı aldı ve Ağayı sürgüne göndermek için Sarayburnu’nda bir çektiri bile hazırlattı. Sadrazam bunu gizli olarak kayın babası ve kethüdası Mehmet Ağa’ya söyledi. Ama Mehmet Ağa bu mahrem haberi derhal Beşir Ağa’ya ihbar etti. Beşir Ağa Valide Sultan’a yalvararak onun desteğini istedi. Valide Sultan da oğlu I. Mahmud’a rica ederek Beşir Ağa’yı sürgünden kurtarttı. O gün 10 Eylül 1731‘de Sultan I. Mahmud Kabakulak İbrahim Paşa’yı sadrazamlıktan azletti.

Kabakulak İbrahim Paşa’nın malları müsadere edildi. Kendisine sürgün olarak Eğriboz muhafızlığı verildi. Hatta Beşir Ağa’yı sürgüne göndermek için hazırlattığı çekdiriye de kendisi bindirilip hemen İstanbul’dan ayrılması sağlandı. Yerine Rumeli Beylerbeyi olan Topal Osman Paşa‘ya sadrazamlık görevi verildi. O İstanbul’a yetişinceye kadar da Sadaret Kaymakamı olarak kadar yeniçeri ağası Şahin Mehmet Paşa tâyin edildi.

Kabakulak İbrahim Paşa bir müddet Eğriboz muhafızlığı yaptıktan sonra Nisan 1732’de Bosna valiliği görevi verildi. Ama burada yaptığı icraat hakkında halk şikâyete başladı ve bu şikayet İstanbul’a gönderildi. Bunun üzerine Temmuz 1732’de vezirlik rütbesi geri alınıp Girit’te Resmo kasabasında ikamete sürgüne gönderildi. Kabakulak İbrahim Paşa burada sürgünde 10 yıl kadar kaldı. Fakat günümüzde nedeni bilinmeyen bir bahane ile ve olasılıkla aleyhtarlarının faaliyetleri ile 1743 yılı başlarında idam edildi. NaaşıResmo‘ya gömüldü; başı İstanbul’a gönderilerek Koca Mustafa Paşa mezarlığına defnedildi.


Kaynakça

  1. ^ Bazı tarihçiler onun Şebinkarahisar‘lı olduğunu bildirirler. Örneğin, Özcan, Abdülkadir “İbrahim Paşa (Kabakulak)” (1999) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.1 s.635 ISBN:975-08-0072-9
  2. ^ a b c Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul:Oğlak ISBN:975-329-2996 say.332

Dış bağlantılar

  • Toklutepe, Şükrü (2008) “Ispartalı sadrazam Kabakülak İbrahim Paşa”, Isparta Dergisi, Yıl. 9 Sayı:50 İSVAK Yayınları Nisan 2008 say.20
  • Meydan Larousse Cilt 13 No.518, Say.651
  • Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul:Oğlak ISBN:975-329-2996 say.331
  • Buz, Ayhan, (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN978-975-254-278-5, .
  • Danişmend, İsmail Hami, (2011), İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi 6 Cilt, İstanbul:Doğu Kütüphanesi, ISBN:9789944397681
  • Özcan, Abdülkadir “İbrahim Paşa (Kabakulak)” (1999) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.1 s.635 ISBN:975-08-0072-9
  • Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.1 s.28 [1]
Önce gelen:
Silahdar Damat Mehmed Paşa
Osmanlı Sadrazamı
22 Ocak 1731 – 10 Eylül 1731
Sonra gelen:
Topal Osman Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kabakulak_%C4%B0brahim_Pa%C5%9Fa

Silahdar Damat Mehmed Paşa

Silahdar Damat Mehmed Paşa (ö. 1737 Halep) I. Mahmut saltanatında 1 Ekim 1730 – 22 Ocak 1731 tarihleri arasında üç ay yirmi bir gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.


Hayatı

Silahdar Damat Mehmed Paşa İstanbullu Türk asıllıdır. Babası Hantal Hafif olarak tanınan kavaf mesleğinden bir esnafdı.[1]Çocukluğunda Enderun‘a önce kiler odasına alındı. Sonra çavuşluğa yükselip hasodaya nakloldu ve orada kiler kethüdası oldu. III. Ahmet‘in silahdarı Boşnak Mehmet Ağa vezirlikle Anadolu Eyalet valisi görevine geçince, Mehmet Ağa’ya, o döneme kadar uyulan enderun nizamına aykırı olarak, 6 Aralık 1624’te birdenbire silahdarlık görevi verildi.

Silahdar Mehmet Ağa 22 Mayıs 1728’de III. Ahmet’in henüz 9 yaşında olan kızına nişanlandı. Aynı zamanda kendisine vezirlik rütbesi verildi. Ağustos 1727 kubbealtı vezirliğine yükseltildi ve arpalık olarak Erzurum eyalet valiliği verildi. 1730’da çıkan Patrona Halil İsyanı sonucunda Nevşehirli Damat İbrahim Paşa sadrazamlıktan azledilip katlini takiben cesedinin isyancılara teslim edilmesi olayından sonra tahttan indirilen III. Ahmet’e son sadrâzam oldu. [1]

Silahdar Mehmed Paşa, I. Mahmut’un cülusu üzerine sadarette bırakıldı. Patrona Halil ve ayak takımı İstanbul’da başlarına buyruk bir idareye başladılar. Yeni padişah onların gücünü azaltmak için şeyhülislam ve kazaskerlerin kefil olmasıyla serseri ayak takımı sayısı azaltıldı. Ama Patrona Halil yine şehir denetimleri sürdürmekte ve hatta padişah huzuruna silahlı olarak çıkıp ona nasihatlarda bulunmaktaydı. Kasım ayında taraftarları arasında sürtüşmeler olduğu için Patrona Halil, Sadaret kaymakamı olmayı istedi. Bunun üzerine kaptan-ı derya Canım Hoca Mehmed Paşa bunların elemine edilmesi için bir plan hazırladı. Kapıcılar kethudalığına tayin edilen Kabakulak İbrahim Ağa bunu uygulamaya başladı. 23 Kasım’da Divan-ı Humayun genel gündemli bir toplantı yapmak için Patrona Halil ve yakın arkadaşları çağrıldı. Burada 25 Kasım’da çok gizli bir toplantı yapılması kararlaştırıldı. O gün güya bu gizli toplantıya gelen Patrona ve yandaşları silahları alınarak Sünnet Odası’na alındılar ve bir baskınla öldürüldüler. Ama bazılarının direnmesi dolayısıyla Enderun avlusu ve Sofa-i Hümayun muharebe meydanına döndü. Öldürülen asilerin kesik başları ve cesetleri arabalarla Saraydan çıkarıldılar. Zorbalar dağıldılar ve yaşayanlardan pek çoğu Anadolu’ya kaçtı. Sadrazam İstanbul’da sıkı bir denetime başlayıp serserileri yakalamaya başladı ve 2000’den fazla şüpheli şahıs yakalandı; bazıları idam edilip diğerleri Anadolu’ya sürüldüler. [2]

Kabakulak İbrahim Ağa’ya hizmeti karşılığı olarak ilk defa vezirlik rütbesi ve Halep valiliği verildi. Ama I. Mahmut, onu sadarete getirmek istemekteydi. 22 Ocak 1731’de Silahtar Mehmet Paşa, üç ay kadar sadrazamlık yaptıktan sonra, bu görevden azledildi. Yerine Kabakulak İbrahim Paşa sadrazam tayin edildi.

Silahdar Damat Mehmed Paşa’ya ise Halep valiliği verildi. Halep’ten sonra Mart 1733’te Diyarbakır valiliğine naklolundu. Bu tayinin nedeni kendisine gönderilen fermanda bildirildi.Nadirşah‘ın Musul ve Şehrizor Eyaleti (modern Kerkük ve civarı) taraflarını tehdit ettiği ve buna karşı koymaya muktedir bir vezirin Diyarbakır valiliğinde bulunması gerekmekteydi. Silahdar Damat Mehmet Paşa Eylül 1733’te ikinci defa Halep valisi oldu. Yine o yıl Aralık ayında Sayda valiliğine ve Temmuz 1735’da Bağdat valiliğine getirildi.[1]

İran’la yapılan geçici barıştan sonra İran serdarı olan Hasan Paşazade Ahmed Paşa Bağdad valisi olarak tâyin edildi. Silahdar Damat Mehmet Paşa’ya ise Haziran 1736’da Anadolu eyalet valiliği verildi. Eylül 1736’da ise üçüncü defa Halep valisi yapıldı. Silâhdar Damat Mehmet Paşa bu görevde iken 1737’de Halep’te vefat etti.[1]


Değerlendirme

Vakar sahibi, doğru bir kişi idi.

“Hadikatü-l Vüzera Zeyli” ve ondan naklen “Enderuni Ata”, Silahdar Damat Mehmed Paşa’nın ehliyetli bir devlet adamı olduğunu bildirmektedirler.

“Subhi Tarihi”‘nde ise Silahdar Damat Mehmed Paşa’nın sarayda yetişmiş olup cok fazla idari tecrübe görmeden birden sadarete gelmesi dolayısıyla memleket durumuna vuküfsuz olduğunu belirtmektedir.


Kaynakça

  1. ^ a b c d Uluçam, Müjdat, “Mehmed Paşa (Silahdar Damat)” (1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.167 ISBN:975-08-0072-9
  2. ^ Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul:Oğlak Yayınları ISBN:0975-329-2996

Dış bağlantılar

  • Danışmend, İsmail Hâmi, (1961) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul:Türkiye Yayınevi.
  • Buz, Ayhan (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN 978-975-254-278-5
  • Uluçam, Müjdat “Mehmed Paşa (Silahdar, Damat)” (1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.167 ISBN:975-08-0072-9
  • Tektaş, Nazim (2002), Sadrâzamlar Osmanlı’da İkinci Adam Saltanatı, İstanbul:Çatı Yayınevi (Google books: [1]
Önce gelen:
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa
Osmanlı Sadrazamı
1 Ekim 1730 – 22 Ocak 1731
Sonra gelen:
Kabakulak İbrahim Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Silahdar_Damat_Mehmed_Pa%C5%9Fa

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (d. 1660 – ö. 16 Ekim 1730 İstanbul), III. Ahmet saltanatında, 9 Nisan 1718 – 1 Ekim 1730 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Türk asıllı Osmanlı devlet adamı. Oğuzların Beydilli boyuna mensup Boynuinceli aşiretindendir.[1] İsmiLale Devri ve Nevşehir ile özdeşleşmiştir. Enderun‘dan yetişen sadrazamların on üçüncüsü ve Osmanlı sadrazamlarının yüz otuzuncusudur.


Hayatı

Nevşehir (Muşkara)’de dünyaya geldi. Babası İzdin (Zeytin) Voyvodası Ali Ağa idi.

İş bulmak için İstanbul‘a gelmiş ve Eski Saray masraf katibi Mustafa Efendinin delaletiyle (tavsiyesiyle) 1689‘da sarayın helvacıocağına, daha sonra eski saray baltacıları ocağına kaydolmuştur. İbrahim Efendi hizmetleri ile zamanla yükselip Darüssaade ağasının yazıcı halifesi olarak Padişahın bulunduğu Edirne‘ye gitti. Şehzade Ahmed‘in padişah olmasından sonra 1703‘te Darüssaade ağası yazıcılığına tayin edildi. Bu vazifedeyken padişahın itimat ve teveccühünü kazandı. Ancak Sadrazam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne’ye gönderdi.

1715‘te Mora Seferine çıkan Veziriazam Silahdar Damat Ali Paşa, İbrahim Efendi’yi mevkufatçılıkla beraberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (katiplik) işi ile vazifelendirildi.

İbrahim Efendi, 1716 yılında Avusturyalılarla yapılan Petrovaradin Muharebesi‘nde bulundu. Mağlubiyetten ve sadrazam ve serdar-i ekrem olan Silahdar Damat Ali Paşa şehit olduktan sonra vaziyeti Padişaha arz etmek üzere bir arıza ile ordu tarafından Edirne‘ye gönderildi. III. Ahmed çok güvendiği İbrahim Efendi’yi geri göndermeyerek birinci ruznameci yaptı. Birkaç gün sonra da 3 Ekim 1716‘da sadaret kaymakamlığına tayin etti.

İbrahim Paşa, şehit Silahdar Damat Ali Paşa‘nin dul kalmış bulunan III. Ahmed‘in kızı Fatma Sultan ‘la 1717‘de nikahlanarak Damat oldu. İbrahim Paşa’nın teşebbüsleri sayesindeAvusturyalılarla barış yapılmasının kararlaştırılmasından sonra, 1718‘de sadrazamlığa getirilerek Avusturya ile Pasarofça Antlaşması‘nı imzaladı. Aynı yıl Venediklilerle de barış yapıldı.

İbrahim Paşanın on üç yıl süren sadrazamlığı zamanında İran ile bir kez savaş yapıldı. Ancak oluşturulan genel barış ortamında devlet bir huzur dönemine girmiştir.

Lale, Çırağan, Sadabad ve diğer mesirelerde, helva sohbetleri düzenlenmesi de bu dönemde oldu. Bunun yanı sıra ilk matbaanın tesisi ve sanayi müesseselerinin kurulması onun gayretleri ile gerçekleşti.

İbrahim Paşa, Eylül 1730‘da meydana gelen Patrona Halil İsyanı sırasında Sultan III. Ahmed’in heyetiyle birlikte vardığı karar uyarınca öldürülerek cesedi isyancılara teslim edildi. Cesedi paramparça edildi.


Değerlendirme

Devlet işlerine vakıf, düşünceli, mutedil, kadirşinas, kabiliyetli insanların kadrini bilen bir devlet adamıydı. Padişahın teveccühünü (sevgi ve yakınlık) kazanmakla ve bütün işleri eline almakla şımarmamış, kendisine fenalık yapanlara dahi iyilikte bulunmuştur.

İbrahim Paşa’nın yüksek nitelikleri beyandan aşırıdır. Hazineyi gelirle doldurmuştur. Din ve devlet işlerindeki hizmeti de yazıya sığmaz. Himmeti yüksekti. Aristo kavrayışlı, Eflatun görüşlü, Lokman bilgeliğinde, mülk ve milleti düzende tutan, vakur, mütevazı, tedbirli, mert ve gayretli, iyiliği ikramı çok, yüce himmetli, iyi ahlaklı, yüce soylu, doğruluktan şaşmayan, tedbirli vezir, kanunlara hakim benzersiz sadrazamdı. Özellikle bilgin ve erdemlilere, şeyhlere, ariflere, hüner sahiplerine, şiir ve nesir yazanlara, söz ve yazı ustalarına, müzisyenlere aşırı meyli ve yakınlığı vardı. Ekseri gece ve gündüzlerde ilim ve marifet sahipleriyle sohbet eder, her birini ödüllendirirdi. Bir kişiyi ayıbından ötürü aşağılamaz, rakiplerine bile mansıplar vezirlik verir, yaşlı yoksul herkesi ihyadan geri kalmazdı. Yaratılışı gereği hayır işlerine düşkündü. Nice nice yüce eseri vardır.
Dilâverzâde, Zeyl-i Hadîkatü’l-Vüzerâ‘dan

Eserleri

Damat İbrahim Paşa’nın hayır eserleri oldukça fazladır. Bunların başında, zevcesi Fatıma Sultanla beraber İstanbul‘da Şehzade Camii yakınında yaptırdıkları dershane (Darülhadis), talebeye mahsus odalar, sebil, kütüphane gelir. İstanbul‘un muhtelif yerlerinde çeşme, sebil ve mesire yerleri yaptırmıştır. Ayrıca doğum yeri olan ve o tarihteNiğde‘ye bağlı olan Muşkara köyünü, başka yerlerden ahaliyi getirip, aşiretleri iskan ile burayı kaza yaptı ve kasabayı sur ile genişletti. Muşkara adını kaldırıp Nevşehir diye adlandırdığı bu yerde iki cami, bir medrese ve medrese talebesiyle fakir halk için imaret yaptırdı.

İstanbul‘da kitap satan esnafta bulunan nadide kitapların, ucuz fiyatla satın alınarak Avrupa‘ya gönderildiğini öğrenen İbrahim Paşa, bu eserlerin yurtdışına çıkışını yasaklayıp kütüphaneler tesis etti. Ayrıca İstanbul‘da bir çini fabrikası ve çuha fabrikasının yanında Hatayi ismi verilen kumaş fabrikasının tesisi, İbrahim Paşa’nın gayret ve çalışmalarıyla olmuştur. Lale Devri ile başlayan park ve bahçelik de bu gayretli sadrazam sayesinde gerçekleşti. Ancak 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı‘ndan sonra bu bahçeler yakılıp yıkıldı.


Kaynakça

  1. ^ [1] Prof. Dr. Nusret BULUTCU, Hacıahmetoğulları Muhtemel Tarihi

Dış bağlantılar

  • Danışmend, İsmail Hâmi, (1961) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul:Türkiye Yayınevi.
  • Buz, Ayhan (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN 978-975-254-278-5
  • Aktepe, M. Münir, “Damad İbrahim Paşa, Nevşehirli”, in: Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Bd. 8, S. 441–443, Istanbul 1993
Önce gelen:
Tevkii Nişancı Mehmed Paşa
Osmanlı Sadrazamı
9 Nisan 1718 – 1 Ekim 1730
Sonra gelen:
Silahdar Damat Mehmed Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Nev%C5%9Fehirli_Damat_%C4%B0brahim_Pa%C5%9Fa

Nişancı Mehmed Paşa

Tevkii Nişancı Mehmed Paşa, III. Ahmet saltanatında, 26 Ağustos 1717 – 9 Mayıs 1718 tarihleri arasında sekiz ay on dört gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.


Hayatı

Mısır’a yaptığı ticaretle de meşgul olan Hacı Ali adında Kayseri‘nin Erkilet köyünden birinin oğludur. Nusretnâme’de, “Ermeni Mehmet Paşa” diye nitelelendirilmekle onun Ermeni asıllı olduğu ima edilmektedir.

Bazı küçük hizmetlerde bulunduktan sonra İstanbul’a geldi. Halep valisi olarak göreve tâyin olunan Silahdar Süleyman Paşa yanında çalışmaya başladı. Silahdar Süleyman Paşa 1710’da sadaret kaymakamı ve 1712’de sadrâzam; 1713’de kaptan-ı derya olduğu zamanlarda onun kethüdalığını yaptı. Silahdar Süleyman Paşa 1714’de Girit valisi olunca onun yanında kethüdalıktan istifa etti. Silahdar Damat Ali Paşa‘nın sadrazamlık döneminde Sipahi ağalığı vekilliği yaptı.

1716’de Silahdar Damat Ali Paşa’nın Avusturya seferine yetiştirmek üzere Dükakin sancağından yaya asker yazmaya memur edildi ve bu sırada (sonradan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak anılacak) “Mevkufatçı İbrahim Efendi” ile tanıştı ve yakın arkadaş oldu. Mehmet Efendi, Dükakin’den tedarik ettiği askerle orduya yetiştiği zaman, orduPetrovaradın Muharebesi‘sinde mağlup olup Silahdar Damat Ali Paşa şehit düşmüştü. Fakat bunun hizmeti takdir olunarak kendisine Halep muhassıllığı verildi.

Mehmet Efendi, Halep’e gitmekte iken Edirne’ye uğradı. Dostu (sonradan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak anılacak) İbrahim Paşa, o sırada vezirlik rütbesini almış olup sadrazam kaymakamlığı yapmaktaydı. Kendisini Halep’e göndertmeyerek kapıcılar kethüdalığına tâyin ettirdi. Dört ay sonra da Şubat 1717’de onun vasıtasıyla vezirlik verilipnişancı yapıldı.

1717’deki Avusturya seferi için III. Ahmet orduda emin ve muktedir birisinin bulunarak sadrazam olan Hacı Halil Pașa’ya idare desteği ve teşvik vermesini etmesini arzu etmekteydi. Bu nedenle Nişancı Mehmet Paşa bu seferde ordu ile cepheye gitti. Belgrad önündeki muharebede mağlup olan ordu Niş’e çekildi. Bu mağlubiyetin sorumlusu görülen ve azil edilen Sadrazam Hacı Halil Paşa’nın yerine kimin sadrazam ve serdar-ı ekrem yapılması sorunu ortaya çıktı. Bu sırada pâdışâh, sadrazam kaymakamı Damat İbrahim Paşa’yı sadrazam yapmak istemekteydi. Fakat Damat İbrahim Paşa böyle pek nazik dönemde sadrazamlık yetkisi yüklenmekten çekinmekteydi. Edirne’de sadaret kaymakamlığı görevinde daha fazla katkı yapabileceğni iddia etti. Niş’de orduda bulunan yakın arkadaşı Nişancı Mehmet Paşa’yı tavsiye etti. Böylece 26 Ağustos 1717’de Tevkii Nişancı Mehmet Paşa sadrazam ve serdar-ı ekrem tayin edildi.

1718’de ordunun cepheye hareketi esnasında sadaret kaymakamı olan Damat İbrahim Paşa Avusturya ile sulh müzakeresine girişmesi taraftarı idi ve III. Ahmed’in muvaffakatını almıştı. Fakat sadrazam Nişancı Mehmet Paşa, sulh müzakerelerine aleyhtar idi. Bunun üzerine 10 Mayıs 1718’de sadrazam azledildi ve Damat İbrahim Paşa sadrazamlığa getirildi.

Nişancı Mehmet Paşa azlinden sonra hemen Mayıs ortalarında Venedikliler tarafından alınmış olan Preveze ve Dubnice kalelerini geri almak için Yanya sancağı ile Narda seraskerliğine tayin edildi. Fakat yapılan müzakereler dolayısıyla orada seraskerliği gerektiren bir iş bulunmadığı anlaşıldı. Eylül 1718’de Tırhala sancağı ve Niğbolu sancağı ile birlikte Niş muhafızlığı görevine nakledildi.

1719’da doğu Anadolu’da Van eyaleti valiliği verildi. Ama tam bu sırada Girit‘te Kandiye muhafızı Köprülüzade Numan Paşa öldü ve Şubat 1720’da Nişancı Mehmet Paşa onun yerine Girit’e Kandiye muhafızlığına gönderildi.

Daha sonra Mısır valiliği görevine nakledildi. Mısır valiliğinde, kısa bir dönem aralık hariç, Temmuz 1728’e kadar altı yıldan fazla kaldı. Burada bulunan kölemen ve yeniçeri serkeşlerini temizledi; huzur ve asayişi sağladı.

Temmuz 1728’de Ebu Bekir Paşa ile becayiş suretiyle Cidde valisi görevine gitti. Oraya vardıktan sonra çok geçmeden 1728’de vefat etti. Ölümünde altmış yaşlarında idi. Günümüzde Vahhabiler tarafından tüm mezarları yerle bir edilmiş olan Mekke‘deki Mualla mezarlığına gömüldü.


Değerlendirme

Orta derecede bir kabiliyeti vardı. Nusretnâme, pâdışâhın Nişancı Mehmet Paşa’nın yalancı şöhretine ve kibirliliğine tahammül edemediğini ve sulhe aleyhtar olduğunu söyleyerek bundan dolayı azledildiğini yazmaktadır.

III. Ahmet zamanında İngiltere elçisi Lord Montegue’nun eşi Lady Mary Wortley Montagu Nişancı Mehmet Paşa konağına giderek onun hanımıyla haremde görüşmüştür. Lady Wortley Montegue’nün yazdığı çok ünlü İngilizce hatıralarında bu vezir konağının debdebesiz ve vezirin harem hayatının mütevazı olduğunu beyan etmektedir.[1]


Kaynakça

  1. ^ Mary Wortley Montagu, (çev. Ahmed Refik) (1998) Şark Mektupları, İstanbul:Timas Yayınları ISBN 975-362-408-5

Dış bağlantılar

  • Danişmend, İsmail Hâmi, (1961) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul:Türkiye Yayınevi.
  • Buz, Ayhan, (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN978-975-254-278-5
  • Cassels, Lavender, (1966) The strugle for the Ottoman Empire 1717-1740, Londra:Murray. (İngilizce)
Önce gelen:
Hacı Halil Paşa
Osmanlı Sadrazamı
26 Ağustos 1717 – 9 Mayıs 1718
Sonra gelen:
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ni%C5%9Fanc%C4%B1_Mehmed_Pa%C5%9Fa

Hacı Halil Paşa

Hacı Halil Paşa, (ö. 1733 Girit) III. Ahmet saltanatında, 5 Ağustos 1716 – 26 Ağustos 1717 tarihleri arasında bir yıl yirmi iki gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.


Hayatı

Arnavut asıllı olduğu bildirilmiştir. Ağabeyi Sinan Ağa bostancıbaşı iken bostancı ocağına kaydoldu. Fakat 1694’de ağabeyi ölünce bostancı ocağından ayrıldı ve Șatırlar kethudalığı ile Bağdad valisi Kalaylıkoz Ahmet Paşa‘ya yanına girdi. Sonra tekrar bostancı ocağına dönerek bostancıbaşı oldu. Halil Ağa bu görevi 4.5 yıl ifa etti. Silahdar Damat Ali Paşa sadrazam olduğu zaman Avusturya ile savaş olasılığı arttığı için kendisine vezirlik ve Erzurum Eyaleti valiliği rütbeleri verildi ama doğuya gönderilmedi; acele olarak Nişkalesinin tamirini sağlaması için Niş tarafına gönderildi. Sonra da Belgrad muhafızlığına tayin olundu.

Silahdar Damat Ali Paşa’nın 5 Agustos 1716’da Petrovaradin Muharebesi‘nde yenik düşüp şehit olmasında yenik ordunun kalan kısmı Hacı Halil Paşa’nın muhafızı olduğu Belgrad’a geri çekildi. Burada ordu erkanı orduya komuta edecek yeni bir geçici serdar-ı ekrem seçmeleri gerekti ve Hacı Halil Paşa ittifakla bu göreve seçildi. İstanbul’da sadaret kaymakamlığı yapan Nevşehirli İbrahim Paşa‘nın tavsiyelerine uyan III. Ahmet ordunun seçtiği serdar-ı ekremi Ağustos 1716 ayında tasdik etti ve ayrıca mühr-ü humayunu da Hacı Halil Paşa’ya gönderip ona sadrazamlık görevini verdi.

O yıl Osmanlılar Banat yaylasını kaybettiler ve Avusturya ordusu Temeşvar kalesini 21 Ekim 1716’de ele geçirdi. Ordu ve sadrazam ise kış geçirmek üzere Edirne’ye döndü. Diğer taraftan yenilgi Edirne ve İstanbul’a kadar Balkanlardaki müslüman ve Türk halkı arasında panik çıkardı.

Haziran 1717’de yeni sadrazam ve serdar-ı ekrem yeniden Avusturya’ya sefere çıktı. Avusturyalılar tarafından Haziran ortasından itibaren kuşatma altında bulundurulan Belgrad’ı kurtarmak için ordu o şehre yöneldi. Fakat Ağustos 1717’de Hacı Halil Paşa’nın komutasının yetersizliği ve beceriksizliği dolayısıyla Osmanlı ordusu Belgrad önünde yapılan muharebede tekrar Savoy Prensi Eugen tarafından komuta edilen Avusturya ordusunun sis altında yaptığı beklenmedik bir taarruza karşı koyamadı ve yenilgiye uğradı. 23 Ağustos’ta Belgrad kalesi düştü. Balkanların Belgrad’dan ta Niş’e kadar müslüman Türk halkı ya aç yarı çıplak yollara düşüp Edirne ve İstanbul’a göçmeye başladı. Padişah III. Ahmet’in Sofya’ya gitmesine rağmen bu panik önlenemedi.

Ordunun erkanı ise kendi aralarında çatışmalara başladılar. Mağlubiyetin yetkilisi Hacı Halil Paşa olarak görüldü ve yapılan harp divanlarında o erkanını kontrol edemedi. Ordu komutanları kendisine hakaret ederek yakışıksız hareketlerde bulundular. Bunun üzerine Hacı Halil Paşa’nın sadrazamlık ve serdarlık yapma imkanı kalmadı. 26 Ağustos 1717’de sadrazamlıktan azledildi ve yerine Tevkii Nişancı Mehmed Paşa‘ya sadrâzam ve serdar-ı ekrem görevleri verildi.

Hacı Halil Paşa azledildikten sonra tüm malları müsadere edildi; ama Selanik sancağı arpalık verilerek Selanik yakınında olan Sultaniye kalesinde kalebent olarak ikamet etmesi emrolundu. Fakat çok geçmeden İstanbul’da idam edilmesi için bir ferman çıkartıldı ve sabık çavuşbaşı İsmail Ağa bu idamı infaz etmek için Selanik’e gönderildi. Selanik’e varan İsmail Ağa önce bölgenin ileri gelen idarecileri ile görüşmekteyken bunun haberini alan Hacı Halil Paşa kıyafet değiştirerek ve vaktin geçliğinden istifade edip kaleden ayrılıp İstanbul’a kaçtı. Burada bostancı hasekilerinden “Kirli Kasımoğlu Abdi Haseki”‘nin evinde saklanmaya başladı. Fakat evin bostancı hizmetkarlarından biri onun saklanma yerini ihbar ettiği için Haziran 1720’de Sadrazam tarafından yakalatıldı. Fakat bazı devlet ileri gelenleri araya girerek onu idam edilmekten kurtardılar. Böylece bu sefer Hacı Halil PaşaMidilli adasına sürgüne gönderildi.

Haci Halil Paşa o yıl affedilip 17 Ağustos 1720’de Ömer Paşa’nın yerine Seddülbahir muhafızlığı görevine geçirildi. Hacı Halil Paşa kendini saklayan Abdi Haseki’yi kendine kethüda yapmasıyla can borcunu ödedi. Fakat görevi sırasında halka zulüm yaptığı hakkında şikayetler İstanbul’a yetişti. Bunun üzerine 22 Kasım 1720’de Hacı Halil Paşa muhafızlık görevinden atıldı; vezirlik rütbesi geri alındı ve kendisi de ya tekrar Midilli‘ye veya Limni adasında sürgüne gönderildi. Bu sürgünde 7 yıl kaldı.

22 Aralık 1727’de affedilip Karlıeli sancağı ile birlikte Eğriboz muhafızlığına tayin edildi. Sonra sırasıyla Ocak 1728’de Girit’te Kandiye muhafızlığı; Ağustos 1728’de Hanyamuhafızlığı ve Haziran 1733’de Girit valiliği görevleri verildi.

1733’de Girit Valisi iken vefat etti. Ölümünde yaşının seksen civarında olduğu belirtilmiştir.


Değerlendirme

Şahsiyet olarak ağır başlı, güler yüzlü ve derviş mezhepli olarak övülmektedir.

Fakat devlet idaresi için çok güçsüz olduğu belirtilmektedir. Sedareti ve serdar-ı ekremliği döneminde yeni personel alımı ve azilleri reis-ül kittap Süleyman Efendi elinde olup bu kişinin bu görevleri yapmak için epey yüksek hediye ve diğer gelir topladığı bilinmektedir. Hacı Halil Paşa azledilip sürgüne gönderilmesi üzerine Süleyman Efendi, bu yolsuzlukları dolayısıyla idam edilmek üzereyken servetinden büyük meblağları devlete harb imdadiyesi olarak ödeyerek hayatını kurtarmıştır.

Komutanlıkta, askerlikte ve ordunun sevk ve idaresinden aciz olduğu kabul edilmektedir. Petrovaradın bozgunu sonunda bozulmuş orduyu bir süre Belgrad’da durdurabilmesi ve ordu erkanın ittifakiyle geçici olarak serdar seçilmesiyle beraber, ertesi yılki seferde Belgrad önünde Avusturyalılara yenilip Belgrad’ı kaybedip ta Niş’e kadar çekilmesi ve yapılan ordu harp divanında erkanın hakaretlerine maruz kalması bu acizliğine göstergelerdir.


Kaynakça

Dış bağlantılar

  • Danişmend, İsmail Hâmi, (1961) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul:Türkiye Yayınevi.
  • Buz, Ayhan, (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN978-975-254-278-5
  • Cassels, Lavender, (1966) The strugle for the Ottoman Empire 1717-1740, Londra:Murray. (İngilizce)
Önce gelen:
Silahdar Damat Ali Paşa
Osmanlı Sadrazamı
5 Ağustos 1716 – 26 Ağustos 1717
Sonra gelen:
Tevkii Nişancı Mehmed Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Hac%C4%B1_Halil_Pa%C5%9Fa

Silahdar Damat Ali Paşa

Silahdar Damat Ali Paşa veya Şehit Ali Paşa (d. 1667–ö. 1716) III. Ahmet saltanatında, 27 Nisan 1713 – 5 Ağustos 1716 tarihleri arasında üç yıl üç ay sekiz gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. 5 Ağustos 1716’da Avusturya Ordusu’na karşı yapılanPetrovaradin Muharebesi‘nde şehit düşmüştür.


Hayatı

Silahdar Damat Ali Paşa türbesi,Belgrad.

Türbeye asılmış olan bilgi levhası. Levhada Türkçe olarak 1716 sene-i miladiyesinde Petrovaradin Muharebesi’nde şehiden vefat eden “Mora Fatihi” Damat Ali Paşa’nın ve türbesinde medfun Tepedelenli Selim ve Çeşmeli Hasan Paşaların ruhlarına El-Fatiha. yazmaktadır.

İznik Gölü kıyısındaki Sölöz köyünde mukim Hacı Hüseyin Ağa adında bir Türk’ün oğludur. II. Ahmed devrinde Enderun‘a alındı. Silahtarocağına alındı. Padişah II. Mustafa‘nın gözüne girmesi sayesinde tarafından saray teamülüne aykırı olarak hasodaya alındı ve akabinde padişahın sırkatibi oldu.

1709 Mart’ında ise III. Ahmed‘in kızı Fatma Sultan ile nişanlandı ve “İkinci Vezir” rütbesiyle saraydan çıktı. Padişaha yakınlığı sayesinde Sadrazamların idaresine tesir edebilmeyi başaran Ali Paşa, 27 Nisan 1713’te sadaret makamına getirildi.

Bu makamdaki ilk başarısı, İngiltere ve Hollanda devletlerinin de tavassutuyla 5 Haziran 1713’te Ruslarla anlaşıp Prut Antlaşması‘nı yeni esaslara göre belirlemek oldu.

Sadrazamlığı başlangıcında 1699 Karlofça Barış Antlaşması ile Venediklilerin eline geçen Mora sorunları ile uğraştı. Venedikliler bu anlaşma hükümleri tamamen ihlal ederek Karadağ‘daki isyanı teşvik edip isyancılara yardım edince ve İstanbul-Mısır seferleri yapan Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırınca Osmanlı İmparatorluğu 8 Aralık 1714’te Venedik’e karşı bir savaş ilan etti.

Venediklilere savaş ilanından hemen sonra 1715 yazında Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu Venediklilerin elinde olan Mora Yarımadası’na doğru ilerlemeye başladı. Türk Ordusu, altı hafta içinde Karlofça Antlaşması ile kaybedilen Korint, Anapoli,Modon, Koron ve Navarin kaleleri de dahil olmak üzere tüm Mora Yarımadası’nı geri aldı, ayrıca 1669 yılinda Girit fethedildikten sonra hala Venediklililerin elinde kalan Suda ve Spina Longa kaleleri de Türk donanmasının da katkısıyla zaptedildi, böylece tüm Mora ve Girit Venediklilerden temizlendi.

Mora’nın yeniden fethedilmesi başarısından sonra Sadrazam Silahdar Damad Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu kuzeye Avusturya’ya karşı ilerlemeye başladı. 5 Ağustos 1716‘da sadrazamın serdarlığı altındaki Osmanlı ordusu Petrovaradin Muharebesi‘nde Savoy Prensi Eugen komutanlığı altındaki Avusturya ordusuna yenildi ve Silahdar Damat Ali Paşa bu savaşta askerlerine cesaret vermek isteyip cephenin ön saflarına ilerleyince alnından vurularak şehit oldu. Bu nedenle tarihlerde Şehit Ali Paşa adı ile anılır oldu.

Naaşı Belgrad‘a getirilip orada Kaleiçi’nde yaptırılmış olan türbeye gömülmüştür.


Eserleri

Sadareti döneminde ilmiye sınıfında ıslahatlar yaptı, çocuk yaşta olanlara müderrislik unvanı verilmesini yasakladı. Mısır’a köle olarak getirilen zenci Habeşlerin gayrıinsani olan hadım edilmelerini kaldırdı. Zeamet müessesesinde reformlar yaptı.

Döneminde ayrıca, İzmir’e bir sabunhane, İznik’te doğduğu köyde ve Mora’da fethettiği Anapoli’de birer cami ve İstanbul’da bir kütüphane yaptırttı.


Kaynakça

Dış bağlantılar

  • Danişmend, İsmail Hâmi, (1961) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul:Türkiye Yayınevi.
  • Buz, Ayhan, (2009) Osmanlı Sadrazamları, İstanbul: Neden Kitap, ISBN978-975-254-278-5
Önce gelen:
Kel Hoca İbrahim Paşa
Osmanlı Sadrazamı
27 Nisan 1713 – 5 Ağustos 1716
Sonra gelen:
Hacı Halil Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Silahdar_Damat_Ali_Pa%C5%9Fa

Hoca İbrahim Paşa

Hoca İbrahim Paşa (o. 1713, Edirne) III. Ahmet saltanatında, 6 Nisan 1713 – 27 Nisan 1713 tarihleri arasında yirmi bir gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.


Hayatı

Aslen Serezlidir. Önce bostancı ocağına girdi. Fakat orada karıştığı fesat yüzünden Cezayir tarafına kaçmak zorunda kaldı. Orada gemilerde çalıştı. Sonra’da İstanbul’a geri geldi. Balıkçılık ve kayıkçılık ile geçinmeye başladı. III. Ahmet tebdil giyinip İstanbul’u gezmekte iken onun kayığına binmeyi ve onunla konuşmayı itiyat edinmişti.

Son bir defa onun kayığına binişinde III. Ahmet onu gizlice Girit‘e gidip orada vali bulunan Kalaylıkoz Hacı Ahmed Paşa‘yı sadarete davet etmesi görevi verdi. Bunun üzerine İbrahim Ağa bir tüccar kılığına girip İstanbul’da bir gemiye kereste yükleyerek Girit’e gitti. Orada üzerinde sakladığı padişahın sadaret teklifini içeren hatt-ı hümayununu vali Kalaylıkoz Ahmet Paşa’ya iletmeyi başardı. Kalaylıkoz Ahmet Paşa da yerine kethüdasını kaymakam bırakıp İbrahim Ağa’nın gemisi ile Küçük Çekmece’ye kadar birlikte geldi; buradan III. Ahmet’e vararak sadrazamlık görevine başladı.

İbrahim Ağa, padişaha bu hizmeti üzerine tersane hizmetine, yani Osmanlı Donanması‘na alındı ve kalyon kaptanlığı görevi verildi. Bu donanma hocalığı da içerdiği için “Kel Hoca” olarak anılmıştır. Kel Hoca İbrahim Ağa bu işinde başarılı olup padişahın teveccühü ile birlikte riyale ve patrona rütbelerini de aldı. Bu görevinde Akdeniz‘de türeyen korsanları tenkile memur oldu. Bu görevde iken 15 kadar korsan kalyonu ele geçirdi ve bin kadar korsanı esir aldı. Bu arada yaptığı faaliyetler inanılmaz kadar beklenmedik olduğu için “Deli” lakabı da alarak “Deli Kel Hoca İbrahim” olarak anılmaya başlandı. Nusretnâme’de “Kel Deli İbrahim Hoca” olarak ismi geçmektedir.

Kel Hoca İbrahim’in aleyhinde olanlar epey dedikodu yapmışlardı; ama buna rağmen 7 Ocak 1713’te vezirlikle birlikte kaptan-ı deryalığa getirildi. Bu sıralarda Prut Antlaşması‘nın Ruslar tarafından uygulanmaması ve Osmanlılara sığınmış olan İsveç Kralı Xİİ. Karl (veya Demirbaş Şarl)’in Bender‘den ayrılmaması Osmanlı Devleti için büyük dışişleri sorunları olmuştu. Sadrazam Silahdar Süleyman Paşa aldığı kararla XII. Karl ve askerleri Bender’de 1 Şubat 1713’te direnişle karşılaşan bir baskın sonucu ele geçirildiler. Kral Karl Edirne’ye getirildi ve Meriç Köprüsü çıkışında I. Ahmet döneminden beri devlet konukevi olan “Demirtaş Kasrı”‘nda zorunlu ikamete tabi tutuldu. Onun İsveç’e iadesi devlet için gerekliydi. Kaptan-ı derya olan Kel Hoca İbrahim Paşa 20.000 kalyoncu ile İsveç kralını ülkesine götürme projesini ciddi olarak padişaha sundu. Eğer bu denizden gitmeyi önermekteyse o zamana kadar Cebelitarık’tan çıkmayan Osmanlı donaması için bu Atlantik Okyanusu ve Baltık Denizi seferlerini de içeren bu proje gerçekten çok cesurane proje idi. Karadan gitmeyi önermekteyse, işi başardıktan sonra 20.000 kalyoncunun akıbetinin ne olacağı düşünülmemişti. Paşanın aleyhindekiler tarafından bu teklif yeni bir “delilik” örneği olarak kullanılmaya başlandı. Sonunda Ağustos 1714’te İsveç Kralı XII. Karl kara üzerinden Erdel, Macaristan, Budin, Viyana, Bavyera ve Hesse üzerinden giderek Ekim 1714’te İsveç’e varmayı başardı.

Devlet misafiri olan İsveç Kralı’na karşı gösterilen bu hiç misafirsever olmayan muamele büyük bir skandal yarattti ve sadrazam aleyhinde dedikodular ve tenkitler ayyuka çıktı. III. Ahmed skandalın halkın devlete karşı gösterdiği itimadı sarstığını anlamıştı. Bu nedenle 6 Nisan 1713’de buna karar veren ve uygulayan sadrazam Silahdar Süleyman Paşa; ona bir olumlu fetva veren şeyhülislam ve bunu uygulamaya destek sağlayan Kırım Hanı’nı azletti. III. Ahmed yakın danışmanı Silahdar Damat Ali Paşa‘nın tavsiyesini alıp Deli Hoca İbrahim Paşa’yı sadrazam görevine getirdi.

Bu atama büyük yankılar yarattı. Bir kısım devlet ricali ve katipler arasında Deli Hoca İbrahim Paşa aleyhinde acayip dedikodular yayılmaya başladı:[1]

Kokuşmuş gemici fesine sarılı burma sarığı çıkartılıp başına vezir kavuğu konulduğunda odaya yayılan pis koku, amber tütsüsüyle bastırılmıştı…. Sokak ortasında kadınlara laf atan (bir) garip adam(dı).

Diğer taraftan Deli Hoca İbrahim Paşa da durumdan hoşnut değildi. Sadrazamlığa getirilmesi Silahdar Damat Ali Paşa tavsiyesi ile olmuştu; devlet idaresinde her iş padişaha yakın danışmanlığı dolayısıyla ancak onun tavsiyelerine göre yapılmaktaydı. Sadrazam Deli Hoca İbrahim Paşa’nın idarede ve hükümleri üzerinde bağımsızlığı bulunmamaktaydı. Sadrazam tüm devlet işlerini eline almayı istemekteydi. Kendi bağımsızlığına set çekenleri bertaraf etmeyi planlamaktaydı.

Bunların başında Silahdar Damat Ali Paşa’yı ortadan kaldırmak istemekteydi. İlk olarak kayıkçılarından birisini Silahdar Damat Ali Paşa’yı suikast yapmaya memur etti. Bunu sağlamak için Sadrazam konağında yeni Kırım Hanı Kaplan Giray, reis’ülkuttab Abdülkerim Bey ile Silahdar Damat Ali Paşa’nın davetli olduğu bir ziyafet tertip etti. Fakat hazırlanan komployu kethüdasından haber alan Silahdar Damat Ali Paşa daha ihtiyatlı olmaya başlamıştı ve rahatsızlığını söyleyerek hastaymış gibi özür diledi. Fakat durumu çok yakın danışmanı olduğu Sultan III. Ahmet’e gönderdiği şöyle bir arıza ile bildirdi:[2]

Şu herifi geturup devleti kayırır deyu vezir-i âzam eyledin; devlet nabzından bihaber. On beş yirmi odalık peyda edip çiçekçi olmuş; bana da sana da kasdi mukarrer ve yarın bütün âyân-i devleti ve İsveç kralını ve balyozları ziyafet ve meşveret bahanesiyle Demirtaş’a (Edirne’ye) davet, beni ve İsveç kralını öldürecektir; beni sen öldür gitmem.

Sadrazam İsveç kralının sorunlarını kral ile Demirtaş devlet misafir konağında görüşmek isteyince de kral Demirbaş Şarl da bir suikast korkusundan kendini hasta gibi gösterdi.

Silahdar Damat Ali Paşa’nın gönderdiği arızayı alan ve İsveç kralının da sadrazamla mülakata gelmediğini öğrenen III. Ahmet sadrazamı saraya davet ederek ona önce “düşman ahvalinin ne olduğu” hakkında bir soru sordu ve sadrazamdan

Yeniçeri ocağını kendime uydurdum. Yeniçeri ağasıyla yekdil ve yekcihet oldum.

cevabını aldı.[2] Sadrazamın “yeniçeriyi elde ettim” cümlesinde III. Ahmed kendine bir suikast olabileceğinden vehme ve kuşkuya kapıldı ve konuşmadan hemen sonra 27 Nisan1713‘te sadrazamın idam edilmesine karar verdi.

O gün sadrazamdan mühr-ü humayun geri alındıktan sonra cellat haseki Kara Mustafa tarafından boğularak idam edildi. Cesedi Tunca kenarına gömüldü ama gömülme yerinin belirsiz olması sağlandı. Kel Hoca İbrahim Paşa idam edildiği sırada yaklaşık 60 yaşlarında idi. İdamını takiben tüm malları ve eşyası devlet tarafından müsadere edildi.

Deli Hoca İbrahim Paşa’in idamından sonra Silahdar Damat Ali Paşa sadrazam görevine getirildi.


Değerlendirme

Yetenekli ve zeki bir kişi olan Kel Hoca İbrahim Paşa kendisini yetiştirmiş ve yüksek mevkilere erişmiştir. Denizcilikte çok başarılı olmuştur. Fakat, devlet idaresine gelince birbiri ardından sadrazamları azl ve idam ettiren Silahdar Damat Ali Paşa’dan kurtulmayı ve işinde serbest kalmayı planlamış ise de başarılı olamamıştır.


Kaynakça

  1. ^ Şaka, Necdet, (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul:Oğlak Yayınları ISBN 975-329-2996 s.319
  2. ^ a b “Osmanlıyız” websitesinde “Hoca İbrahim Paşa” maddesi

Dış bağlantılar

Siyasi görevi
Önce gelen:
Silahdar Süleyman Paşa
Osmanlı Sadrazamı
6 Nisan 1713 – 27 Nisan 1713
Sonra gelen:
Silahdar Damat Ali Paşa
Askerî görevi
Önce gelen:
Kirli Ahmed Paşa
Kaptan-ı Derya
1711 – 1712
Sonra gelen:
Kirli Ahmed Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Hoca_%C4%B0brahim_Pa%C5%9Fa

Silahdar Süleyman Paşa

Silahtar Süleyman Paşa (ö. Ekim 1715, Rodos) III. Ahmet saltanatında, 12 Kasım 1712 – 6 Nisan 1713 tarihleri arasında dört ay yirmi dört gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.


Hayatı

Abaza asıllıdır. Darüssade ağası Yusuf Ağa’nın kölesi idi. Onun tarafından Saraya verildi ve Enderun‘da eğitim gördü. III. Ahmet döneminde silahdar oldu. Ocak 1705’te vezirlik rütbesi verildi ve Halep Eyaleti valisi tayin olundu. Sonra sırasıyla Eğriboz muhafızlığı ve takiben Kıbrıs valisi görevlerine getirildi. Sonra İstanbul’a getirilerek Kubbealtı veziri yapıldı. Eylül 1709’da Nişancı olarak göreve başladı. 1710’da yeni tayin edilen sadrazamın taşradan İstanbul’a gelmesine kadar İstanbul’da sadaret kaymakamlığı yaptı.

Gürcü Ağa Yusuf Paşa‘nın sadrazamlıktan azledilmesinden sonra 12 Kasım 1712‘da sadrazam olarak görev verildi. Buna başlıca nedenler Silahdar Damat Ali Paşa‘nın tavsiyesi ve sarayda Enderun’dan yetişmesi dolayısıyla padişah III. Ahmet ile uyuşması gelmekte idi.

Tam bu sırada Osmanlı devleti sınırına sığınmış olan ve Bender‘de ikamet eden İsveç Kralı Demirbaş Şarl‘in ülkesine dönmesi sorunu ortaya çıkmıştı. Ülkesine dönmek için Osmanlı devletinden isteklerinin hepsi yerine getirilmesine rağmen XII. Karl çeşitli diğer bahaneler çıkararak Osmanlı sınırlarından ayrılıp İsveç’e dönmekten kaçınmaktaydı. Sadrazam ise onun ülkesine dönmesini çok istemekteydi. Sadrazam Şeyhülislam ile görüştü. Bu istişareden sonra birlikte alınan karara göre eğer Osmanlı sınırlarından ayrılmamakta inat ederse İsveç Kralı Osmanlı sınırlarından içeri alınıp ülkenin sınırlarından uzak bir ülke ortasında bir mevkiye götürülüp orada ikamet etmesi sağlanacaktı. Kralın isteklerini tekrar öğrenmek ve ülke sınırlarından ayrılmazsa sadrazamın kararını uygulamak için ve Bender seraskerine emirler gönderildi. Gerçekten de İsveç Kralı ülkesine gitmemekte ısrar etti. Bunun üzerine sadrazamın emrini yerine getirmek için Kırım Hanı ve Bender Seraskeri zor kullanarak onu sınırdan içeri alıp muhafızlar altında Dimetoka‘ya gönderdiler.

Fakat İsveç Kralı bir devlet misafiri olduğu için ona karşı gösterilen bu usulsüz ve düşmanca muamele büyük bir skandal yaratıp dedikodulara konu olup ve tenkitlere uğradı. Bunun devlete karşı olan halkın itimadını sarstığını anlayan padişah 6 Nisan 1713‘te bir devlet misafirine layıksız muamele gösteren Sadrazamı, ona bu hususta danışman olan şeyhülislamı ve bu emri uygulayan Kırım Hanı’nı hep birlikte azletti. Yine Silahdar Damad Ali Paşa’nın tavsiyesini alan III. Ahmed, Hoca İbrahim Paşa‘yı yeni sadrazam yaptı.

Sadrazamlıktan azlolduktan sonra Silahdar Süleyman Paşa III. Ahmed’in gözünden düşmedi. Hemen kaptan-ı deryalık görevi verildi. Fakat bu seferde devlet maliyesi ile başı derde girdi. Sadaret döneminde haslarından ve diğer kaynaklardan zulümle para elde ettiği ileri sürüldü. Kendisinden sefer iaşesi için 80 kese akçe istendi. Silahdar Süleyman Paşa bu kadar parayı bulamadığı için istenilen ödemeyi yapamadı. Bunun üzerine 8 ay Kaptan-ı deryalık yaptıktan sonra bu görevden de 18 Kasım 1713’te azledildi.

Bundan sonra İstanköy adasına sürgüne gönderildi. Ama adaya vardıktan hemen sonra affolundu ve Girit valisi olarak görev verildi. 4 Ekim 1714’de ise Rodos adası valiliğine nakli emri geldi.

Fakat Rodos adasına vardığında valilikten azledilip Rodos adasında sürgünde olarak ikamette kalma emri geldiğini öğrendi. Ekim 1715’te ise bir idam fermanıyla İstanbul’dan gelen bir cellad tarafından kafası kesilerek idam edildi ve kesilen kafası İstanbul’a gönderildi. Fındıklı Tarihi bu katline neden uygun görüldüğünün bilinmediğini yazmaktadır. Fakat diğer kaynaklar katlinde Silahdar Damat Ali Paşa’nın etkili olduğunu bildirirler.


Eserleri

İstanbul’da Divanyolu’nda bir muallimhanesi ile bir de hanı vardır.


Dış bağlantılar

  • Tektaş, Nazim (2002), Sadrâzamlar Osmanlı’da İkinci Adam Saltanatı, İstanbul:Çatı Yayınevi (Google books: [1]
  • Danişmend, İsmail Hami, (1971) Osmanlı Devlet Erkânı, İstanbul: Türkiye Yayınevi,
  • Buz, Ayhan (2009) ” Osmanlı Sadrazamları”, İstanbul: Neden Kitap, ISBN 978-975-254-278-5
  • Mehmed Süreyya (hz.: Nuri Akbayar) (1996) Sicil-i Osmani. Istanbul:Tarih Vakfi Yurt Yayinlari ISBN:975-333-0383 C.5 say.1542
Önce gelen:
Gürcü Ağa Yusuf Paşa
Osmanlı Sadrazamı
12 Kasım 1712 – 6 Nisan 1713
Sonra gelen:
Kel Hoca İbrahim Paşa
Önce gelen:
Kirli Ahmed Paşa
Kaptan-ı Derya
1713
Sonra gelen:
Aşçı Mehmed Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Silahdar_S%C3%BCleyman_Pa%C5%9Fa

Gürcü Ağa Yusuf Paşa

Ağa Yusuf Paşa (d. ? – ö. 1713, Rodos) III. Ahmet saltanatında, 20 Kasım 1711 – 12 Kasım 1712 tarihleri arasında onbir ay yirmi iki gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.[1]


Hayatı

Gürcü asıllıdır.[2]Yeniçeri ocağında yetişmiştir. Zağarcıbaşı rütbesine erişmiştir. 1702’de Kul Kethüdası olmuştur. Ama Temmuz 1703’te bu görevden azledilmiştir. Ekim 1703’te tekrar kul kethüdası olmuştur ve o yıl yine azledilmiştir. Üçüncü ve son defa Aralık 1704’te yine kul kethüdası olmuştur.[2]

Ekim 1706’da bu görevden alınarak Resmo sancakbeyliğine ve ardından da İnebahtı sancakbeyliğine atanmıştır. 1707’de emekli yapılıp Edirne‘ye yerleşmiştir. [1]

26 Eylül 1710’da Yeniçeri Ağası görevi ve verilmiştir. Bu görevde iken Haziran 1711’de vezirlik payesi verilmiştir. Vezirliğe yeniçeri ağalığı görevinden yükseldiği için “Ağa” lakabı ile de anılmaktadır. Prut Savaşı‘na katılmıştır ve bu seferde gösterdiği kahramanlıklar dolayısıyla büyük isim yapmıştır.[1]

Ordunun bu seferden dönüşünde ordu Edirne’de iken serdar-ı ekrem olan Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa 20 Kasım 1711’de sadrazamlıktan azledilerek yerine Gürcü Ağa Yusuf Paşa sadrazamlığa getirilmiştir.[1]

Sadrazamlığı döneminde Gürcü Yusuf Ağa Paşa barışçı bir politik tutum göstermiştir. Bu politikaya bahane olarak Rus Çarı I. Petro‘nun Rusya ile yapılan Prut Antlaşması‘na riayet edeceğini; zaten ordunun savaşma gücünün kalmadığını ve mevsimin uygun olmadığını ileri sürmekteydi. Padişah III. Ahmet savaş yanlısı olup Sadrazam’ın kendini bir sefere çıkmaktan alıkoyduğunu düşünmekteydi. Bu nedenle 24 Aralık 1712‘de sadrazam azledilmiştir. [1]

Azlinden sonra Rodos‘a sürülmüştür. Bu adada sürgündeyken 1713‘te çıkarılan bir fermanla idam edilmiştir. III. Ahmet’in idam ettirdiği ikinci eski sadrazam olmuştur. Kesilen başı getirilerek önce 4 Aralık 1713’te Edirne’den Vidos’a gitmiş olan III. Ahmet’in otağı önünde teşhir edilmiştir. Daha sonra Ağa Yusuf Paşa’nın İstanbul Aksaray semtinde inşa ettirdiği çeşme ve mektebin yanına gömülmüştür.


Eserleri

İstanbul Aksaray semtinde mektep ve çeşmesi vardır. [2]


Değerlendirme

Sicill-i Osmani onu şöyle değerlendirmektedir.[2]

Bahadır ise de siyasî işlere aşinalığı azdı. Kinciydi, hatta yeniçeri halifelerinden Köse Halife ile kavgası olup ağalığında dövdü ve sadâretinde sakalını tıraş eyledi ve buna sahiplenen çekdiri paşasını prangaya bağlayarak halifeyi de taş gemisine atmış ve biçare de müteessiren vefat etmiştir.


Kaynakça

  1. ^ a b c d e Ulucam, Müjdat “Yusuf Paşa”, (1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.686 ISBN:975-08-0072-9
  2. ^ a b c d Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.IV s.661-662 [1]

Dış bağlantılar

  • Danışmend, İsmail Hami, (1971) Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul: Türkiye Yayınevi,
  • Buz, Ayhan (2009) ” Osmanlı Sadrazamları”, İstanbul: Neden Kitap, İŞBN 978-975-254-278-5
  • Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.İV s.661-662 [2]
  • Uluçam, Müjdat “Yusuf Paşa”, (1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.2 s.686 ISBN:975-08-0072-9
Önce gelen:
Pakçemüezzin Baltacı Mehmed Paşa
Osmanlı Sadrazamı
20 Kasım 1711 – 12 Kasım 1712
Sonra gelen:
Silahdar Süleyman Paşa

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCrc%C3%BC_A%C4%9Fa_Yusuf_Pa%C5%9Fa